Hamas: 1987 Tüzüğünden 2017 Vizyonuna

İslamî Direniş Hareketi Hamas 1987 yılında ulusal alanda, Arap dünyasında ve uluslararası düzlemde karışıklıkların yaşandığı bir dönemde kuruldu. Bunlara ek olarak Hamas hareket olarak da içerde tartışmalar yaşıyordu. Hamas’ın kuruluş döneminde, hareketin içinde ve dışında yaşanan ortamın genel özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür:

Bir: Filistin Kurtuluş Örgütü’nün tutumunda bir gerileme yaşandı. Örgüt direnişi kast ederek şiddeti reddettiğini ilan ederken, liderleri de işgalciyle barışçıl siyasi bir çözüme varmak istediklerini söylüyorlardı.

İki: Bu dönemde Arap rejimleri Filistin davasına sırt dünmüş, Filistinlileri siyasi olarak desteklemekten açıkça vazgeçmişti. Büyük Filistin intifadasından hemen önce toplanan Arap zirvesi, Filistin davasını görmezlikten gelmişti.

Aynı şey uluslararası camia için de geçerliydi. Uluslararası camia özellikle de dünyaya hükmeden büyük devletler işgal rejimine açıkça destek veriyorlardı.

Üç: İşgale karşı direnişi esas alma düşüncesi yetmişli yıllarda Filistin’deki Müslüman Kardeşler Cemaati içinde tartışılmaya başlandı, seksenlerde direnişin söz ve eylemle yapılması görüşü olgunluk kazandı.

İşte bu atmosferde Hamas 1987 yılında kuruldu ve 1988 ortalarında tüzüğünü hazırladı. Bu dönemde harekete hâkim olan duygu Arapların ihaneti, dünyanın komplosu, büyük tuzaklar, Arap kardeşlerin baskısı sonucu Filistinli kardeşlerin sabit haklardan geri adım atmaları, düşman adına hareket eden uluslararası çevrelerin Filistin davasına yönelik komploları konusuydu.

O nedenle tüzükte yer alan düşünce ve tutumların ifade edildiği dil, Filistinli kardeşlerin taviz vermelerini engellemek, Filistin’in kutsal topraklarının İslami vakıf malı olduğunu dolayısıyla bunda taviz vermenin caiz olmadığını ortaya koymayı ön görüyordu. Tüzükte ayrıca Yahudilerin dünyayı ele geçirme tehlikesine de dikkat çekiliyordu. Bu hususta mübalağa edilmiş de olabilir.

Özellikle bunu, Yahudilerin Fransa, Rusya ve diğer devrimleri harekete geçirdiklerine yönelik ifadelerde görmek mümkündür.

Bunlara ek olarak o dönemde yaşadığı gizlilik ve yaptığı çalışmaların çoğunun işgal altındaki topraklarla sınırlı olması, hareketi hukuksal ve kültürel tecrübelerden maksimum düzeyde istifade etmekten mahrum bıraktı. O nedenle hareketin tüzükteki dili bu dönemin şartlarına uygundu.

Hamas’ın önde gelen birçok lider ve şahsiyeti, uzun zamandan beri tüzüğün aceleye geldiğini, Hamas’ın ise şu anda Filistin halkına liderlik etme umudunu taşıdığını dillendiriyordu.

Dolayısıyla onun yeni tutumlar belirlemesi ve hareketin temsiliyetine uygun bir formülle yeniden şekillenmesi gerektiğini savunuyorlardı. Tüzüğün yeniden ele alınması konusu cezaevlerinde ve dışarıda tartışılmayan başlandı.

Resmi düzlemde yapılan en büyük tartışmalar, 1993 yılında Lübnan’ın Mercu’z-Zuhur bölgesine sürgün edilen hareketin liderleri arasında yapıldı. Ancak bütün bu tartışmalar tüzüğün değişmesiyle sonuçlanmadı.

Nedenleri ise:

Bir: Hareket liderlerinin rahat bir ortamda bir araya gelme imkânından yoksun olmaları. Bu, hareketin kurumları içindeki tartışmaların tamamlanmasına engel oluyordu.

İki: Filistin Kurtuluş Örgütü’nün tüzüğünde yaptığı değişikliklerin Filistin halkında yarattığı rahatsızlığı gören Hamas liderlerinin yapılacak yeni bir düzenlemenin istismar edilerek hareketin yıpratılacağı korkusu.

Üç: Yapılacak değişikliklerin hareketin birlik ve bütünlüğünü zedeleyeceği korkusu.

Ancak zamanın geçmesiyle Hamas, içerdeki düşmanlarıyla dışarıdaki düşmanlarının kendisine karşı kullandıkları en büyük gedik ve zaaf noktalarından birinin İsrail’in yirmi dile tercüme ettiği tüzüğünde olduğunu gördü.

Bununla beraber Hamas, yaşadığı tecrübe ve deneyimlerle, tüzükte hukuki ve siyasi hususları dikkate almamanın, hareketin ifa ettiği cihad ve direnişi tehlikeye sokabileceğini, Filistin halkının hakkını kaybettirebileceğini ve hareketin etkisini azaltabileceğini fark etti.

Nitekim Amerika ve Avrupa’da terör listesine alınan Hamas liderlerinin hareket özgürlüğü kısıtlandı ve hareketin mallarına da el konuldu.

Hamas daha önce tüzüğünü yeniden düzenlememişse de, tüzükte yer alan birçok duygusal maddeyi pratik olarak aşmayı başardı. Onun pratik olarak aştığı bu noktaları şöyle sıralayabiliriz:

Bir: Şeyh Ahmed Yasin 1988 yılında uzun soluklu bir ateşkes anlaşması karşılığında, Hamas hareketinin İsrail’i tanımadan 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını kabul etmeye hazır olduğunu söyledi.

İki: Hamas tarafından yayınlanan bildiri ve açıklamalarla, resmi sözcülerinin yaptıkları açıklamalarda uluslararası kanunlara işaret edilerek, uluslararası kurum ve kuruluşlar sürekli göreve çağrıldı.

Üç: Filistin iç işlerine gelince Hamas tarafından yayınlanan açıklamalar ve hareketin pratik olarak ortaya koyduğu tutumlarda, ulusal boyut üzerinde durulduğu, buna öncelik verildiği, başta silahlı mücadele olmak üzere ulusal meselelerin öncelendiği görülür.

Görünen o ki Hamas kendi içinde ve dostlarıyla devam eden tartışmalara son vermek istedi; bunun için hareketin tanımını açık bir şekilde yaptı ve ilkelerini tek tek izah etti.