FİLİSTİN İçin SÖZDE Barış ve Hatalar!

Oslo İlkeler Anlaşması, Filistin davası tarihinde çok tehlikeli bir dönemeçtir. Bu anlaşma “Güvenlik Taahhüdü” temeli üzerinde kurulmuştur. Bu anlaşma uzun bir geçmişi olan Filistin devrimini, işgalciyle Siyonist yerleşimcilerin güvenliği sağlayan işine sadık bir bekçi haline getirdi.

Hiç kimse bu hatayı Yasir Arafat’ın yaptığını inkâr edemez. O Fetih hareketinin lideri ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’nün başkanıydı. Oslo Anlaşması’yla Filistin Yönetimi Başkanı oldu.

Yasir Arafat ömrünün sonunda Siyonist işgal rejimiyle yapılan barış görüşmelerinin çıkmaz sokağa girdiğini; iki devletli çözümün bir Siyonist-Amerika yalanı olduğunu; bununla sadece zaman kazanmak, devrimi öldürmek istediklerini anlamıştı. Yine güvenlik koordinasyonu, barikatlar, Batı Yaka ve Kudüs’te daha fazla yerleşke inşa etmek ve var olanları genişleterek yeni bir olguyu hayata geçirmek istediklerini fark etmişti. Onun için hesaplarını yeniden gözden geçirdi, utana utana direnişin önünü açtı. Bunun en iyi örneğini Aksa Şehitleri Müfrezelerinde görmek mümkündür. Nitekim Aksa Şehitleri Batı Yaka’da nitelikle eylemler yaptı.

Onun bu tercihi kuşatılmasına, bütün yetkilerinin elinden alınmasına, daha da önemlisi hayatına kast edilmesine neden oldu. O gün olayları takip edenler, Filistin’in Karzai’si olarak bilinen Mahmut Abbas ile Muhammed Dahlan’ın Arafat’ın tasfiye planının bir parçası olduğunu düşünüyorlar.

Kanaatimce Filistin’deki bölünmenin nedeni kesinlikle 2006 seçimleri değildir. Hamas mensuplarının askeri müdahale, Fetih mensuplarının ise askeri darbe olarak niteledikleri Hamas’ın Gazze’deki askeri müdahalesi de değildir.

Bölünme asıl, FKÖ’nün Siyonist gaspçı ve işgalci rejimi tanıdığı, FKÖ’nün özgürlük ve silahlı mücadele seçeneğinden, baş müzakereci Saib Arikat’ın itirafıyla başarısızlıkla sonuçlanan barışçıl çaba ve Filistin’i haklarından soyutlayan görüşmeler seçeneğine döndüğü gün başladı.

Bundan sonra Filistin topraklarında Filistinliler arasında meydana gelen olaylar, Batı Yaka ve Gazze’de direnişçilerin kovalanması, ardından vatanın iki parçası arasında meydana gelen siyasi bölünme, bölünmenin sebebi değil bir sonucuydu.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) silahlı mücadeleye ve halka dayalı direnişe inanmayan bir grup tarafından gasp edildi. Barış havarisi kesilen bu örgüt şimdiki şekliyle bütün Filistin’e önderlik yapmaya ehliyetli değildir. Zira şu anda Filistin sokağının nabzını; toprağını, ırzını ve kutsallarını savunma hakkına inanan halkın akidesini yansıtmıyor. Siyonistlerin işgalci düşman, cani ve katil olduklarına, hiçbir gün barışta bizim ortaklarımız ve komşularımız olamayacaklarına inanmıyor.

Filistin Yönetimi ile Fetih liderlerinin Gazze’deki bütün kesimlere karşı sürdürdükleri düşmanlık, uyguladıkları ahlaksız yöntemler, işgalciyle birlikte kendi halkına yönelik baskıları, basın yayın organları aracılığıyla buradaki halka karşı kışkırtıcı faaliyetlerde bulunmaları, dayatılan kuşatmaya katılmaları, maaşları ve rızık kapılarını kapatmaları söylediklerimizin güncel delilleridir.

Bizim kendimize karşı dürüst ve samimi olmamız gerekir. Düşüncelerimizde mantıklı davranmamız gerekir. FKÖ, yaşadığı umutsuzluğa ve acziyete rağmen bütün Filistinlileri içinde barındıran bir ulusal kazanımdır. Bütün vatan toprağının özgürleştirilmesi gibi onurlu bir ilke üzerinde kurulmuştur. Bir örgüt veya akım onu değiştirmek veya sonlandırmak istiyorsa, kanaatimce büyük bir hata içindedir.

Geçmiş yıllarda Filistin davasının siyasi evini düzenleyen FKÖ’dür. O zaman bugün lazım olan onu ıslah etmek, yapısını yeniden güçlendirmek, düşmanla işbirliği düşüncesini ondan uzak tutmak, bunu düşünenleri ulusal kararlardan uzak tutmak ve gasp edilmiş bu uçağı özgürleştirmektir.

Tabi bu konuda en büyük sorumluluk maaşları için pazarlık yapan Fetih mensuplarına, şantaj ve baskıyla dürtülen tabanına düşüyor.  Öncelikle bunların kendileri ve devrimci ilkeleriyle, ikinci olarak da mücadele tarihleriyle yüzleşmeleri gerekir. Eşyayı isimleriyle isimlendirmeleri gerekir. Filistin’de Fetih ve Filistin Yönetimi’nin gidişatını beğenen birinin olduğunu düşünmüyorum.

Bana muhalif olanların benimle tartışmandan şu sorulara cevap vermelerini rica ediyorum.

Acaba bunlar Filistin’in dörtte üçünü Siyonist gaspçı işgalciye bırakmayı esas alan, direnişi reddeden, silahlı mücadeleyi inkâr eden barış tercihinden mi yoksa başka tercihlerden mi yanadırlar?  – Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas defalarca (direnişi ve silahlı mücadeleyi tasvip etmediklerini, buna karşı olduklarını) ifade etmiştir.

Muhammed Süleyman El-Fera / Filistin